Akkorluk

10/5/2008 · Kategori: Isik Ve Isima


Akkorlukla ışık yayımı en bilinen türdür; Güneş, alevler. Kızıllık derecesine kadar ısıtılan demir bu türün en iyi bilinen örneklerindendir.


Işıma üzerindeki incelemeler, İsveçli kimyacı Scheele'nin sıcak bir cismin sadece ışık değil, kızılaltı ışınlar da yayımladığını fark etmesiyle, 18. yy sonlarında başladı. Mesela kızıl halde demir kızılaltında, görünür ışığa göre çok daha fazla enerji yayar ve sıcaklığı 700 derecenin altına düştüğünde yalnız kızılaltı ışınlar yayımlar. Bunun sonucunda bütün cisimlerin soğuk da olsa kızılaltı ışınları yayımladığı ve bu ışımanın doğal ortamdaki ısı değişimlerinde büyük rol sahibi olduğu görüldü.

Bütün cisimler ışıyorsa, hepsinin ışıma soğurduğu da bir gerçektir. Örneğin iyi bir ayna hiçbir şey soğurmadığından yayımlamayacaktır da. Buna karşılık her şeyi soğuran cisme kara cisim denilir. Aynı zamanda her sıcaklıkta en iyi yayımlayıcıdır da.

Akkor lambalar, içlerinde bulunan ince tel üzerinden elektrik akımı geçirilerek ısıtılır. Başlangıçta karbondan yapılan bu ince tel veya filaman şimdi tungustenden üretilmektedir. Tükettiği enerjinin tamamını ışık olarak veremez. Verimliliğin artması için daha fazla ısınmalıdır. Akkor lambalarda yapılan bir iyileştirme de şudur; ampul içine bir miktar iyot yerleştirilir ve bu iyot, sıcaklığı daha düşük olan cam üzerinde buharlaşmış olan tungustenle birleşerek tungusten iyodür oluşturur. Bu madde daha yüksek sıcaklıktaki filaman üzerindebozunarak tunusteni yeniden bırakır. Böylece iyot yeniden kullanılabilir ve filaman boşlukta ya da seyreltik gazda çok daha az yıpranır. Bu gelişim sayesinde lambanın ömrü boyunca daha yüksek sıcaklıkta ve aynı elektrik tüketimiyle daha fazla ışık vermesi sağlanmış olur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Max Planck

10/5/2008 · Kategori: Biyografiler


1858'de Kiel/Almanya'da doğmuştur. Münih ve Berlin üniversitelerinde okudu. Berlin Üniversitesi'nden 1879 yılında doktora derecesini aldı.1880-1885 arasında Münih Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra, 1885'te Kiel Üniversitesi'nde doçentliğe getirildi. 1892 yılında Berlin Üniversitesi'nde kuramsal fizik profesörlüğüne ve yeni kurulan Kuramsal Fizik Entitüsü'nün yöneticiliğne atandı. Özellikle kuramsal fizikle ilgilenerek "Planck Işıma Yasası" olarak bilinen yasayı ortaya koydu.


Belirli ısı altındaki cisimler belirli frekans ve enerji düzeylerinde ışıma yapıyorlardı. Titreşen atomların enerji yaydığını ve bu enerjiyi kesik kesik yaydığını öne sürdü. Değeri bilinen bu enerji parçacıklarına kuantum ismini verdi. Böylece ünlü kuantum kuramı doğmuş oldu ve fizikte yeni bir çığır açıldı.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Erbest Rutherford

10/5/2008 · Kategori: Biyografiler


1871 yılında Yeni Zellanda'da doğmuştur. 1893 yılında Canterbury Collage'dan yüksek lisans aldı. Bir yıl burada kalarak demirin yüksek frekanslı alanlarda mıknatıslanması ve elektromanyetik dalgalar üzerine çalışmalar yaptı. 1895'te Cambridge Üniversitesi Laboratuvarı'na geçti. Aynı yıl Röntgen'in X ışınlarını bulmasının üzerine bu konuyla ilgilenmeye başladı ve radyoaktiflik üzerine eğildi.


1898 yılında McGill Üniversitesi'nin fizik profesörlüğüne atandı. Burada da radyoaktifliğin niteliği, radyoaktif bozunum yoluyla elementlerin nitelik değiştirerek başka elementlere dönüşmesini gözlemledi. 1903'te Royal Society üyeliğine seçildi.

Radyoaktif bozunmalar üzerine yaptığı araştırmaların sonucunda 1908 Nobel Kimya Ödülü'nü aldı. 1911'de Rutherford atom modeli olarak bilinen atom modeli doğdu. 1919 yılında yapay yollarla bir elementi başka bir elemente çevirmeyi başardı.

Radyoaktif elementlerin yaydığı ışınlara Bascquerel Işınları adını verdi. Bu ışınları izlemeye devam etti. Radyoaktivite ve kimya hakkında pek çok eseri vardır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Niels Bohr

10/5/2008 · Kategori: Biyografiler


1885 yılında Kophenag da doğmuştur. Kophenag Üniversitesi'ni bitirdi. İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde J.J. Thomson ve Manchester'da E. Rutherford ile çalıştı. 1916'da 31 yaşındayken Kophenag Üniversitesi'nde profesör oldu. 1921 yılında Kuramsal Fizik Enstütüsü Müdürlüğü'ne getirildi. Önemli çalışması, Alman fizikçisi Max Planck'ın ortaya koyduğu kuantum kavramını Rutherford atom modeline uygulamasıdır.

Adıyla anılan atom modelini en basit element olan hidrojen atomuna uygulayarak spektrumunu açıkladı. Bu model, Dimitri Mendelyef'in periyodik cetvelinde elementlerin özelliklerinin dönüşümlü olmasını da açıklamış oldu. 1922 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.

Bir başka önemli buluşu da, atom çekirdeğinin yapısı üzerine koyduğu "sıvı damlası" modelidir. "Sıvı damlası modeli"nden yola çıkarak ağır çekirdeklerin ve özellikle uranyum 235 çekirdeğinin bölünmesi olayını açıkladı.

Çekirdek fiziği alanında çağının en önemli otoritelerinden olan Bohr, Nazi işgali sırasında gizlice ABD'ye kaçarakLouis Alamos'taki araştırma laboratuvarında, atom bombası yapımında çalıştı. 1945 yılında Danimarka'ya dönerek "dalga mekaniği ve kuantum fiziği" üzerindeki çalışmalarını sürdürdü. Aynı yıl Fransız Akademisi üyeliğine seçildi.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Atom Altı Parçacıklar

12/6/2007 · Kategori: Atom Alti Par_aciklar

 

Antik çağda yetişen pek çok düşünürle birlikte, madenin yapısı sorgulanmaya başlamıştır. İlk kez Thales evreni anlamanın yolunun maddeyi anlamaktan geçtiğini ifade ederek, materyalist felsefeye ilk adımı atmıştır. Daha sonra Anaximander, evreni oluşturan aperion denen bitmez, değişmez, görünmez bir maddeden bahsetmiştir. Empedocles, tüm varlıkların dört elementten yani ateş, hava, su, topraktan oluştuğunu ifade etmiştir. Empedocles’in bu düşüncesi, büyük otoritesi ile 1500 yıl bilim dünyasını egemenliği altına alan Aristo tarafından iyice yerleştirilmiştir.

 

 Bugün kullandığımız anlamda atom kavramını ilk kez ortaya atan düşünürler Leukippos ve Demokritosdur. Bu düşünürler; ”Doğada mevcut her maddenin, fiziksel olarak bölünmeyen atomlardan oluştuğunu ifade etmişlerdir, ayrıca atomlar arasında boş uzay bulunduğunu ve devinim halinde olduklarını belirtmişlerdir.

 

19. Yüzyıla gelene kadar bu düşüncelere bir ilave yapılmadı ve İlk kez John Dalton (1766-1844 ) Atom kavramını tekrar ele alarak modern atom kavramını ortaya attı. Dalton kimyasal reaksiyonlarda tam sayılarla belirlenen oranlarda maddenin tepkimeye girdiğini gösterdi ve maddelerin atom denen sayılabilir ama bölünemez parçalardan yapıldığını ifade etti. Aynı zamanda atomların ağırlıklarını ortaya koyan bir çizelge hazırladı.

 

 J.J.Thomson 1897 yılında elektronu keşfetti. 1900'lü yılların başlarında Ernest Rutherfort(1871 1937) günümüz atom modelinin temelini teşkil eden esas yapıyı ortaya koydu. Atom’un; kütlesinin büyük bir kısmını oluşturan çekirdek ve bu çekirdek etrafında dönen elektronlardan yapıldığını ortaya koydu. Rutherfort çekirdeği oluşturan pozitif yüklü parçaya “proton” adını verdi.

 

1932 yılında Chadwick nötronu buldu. Daha sonra Kuantum teorisi doğrultusunda Niels Bohr(1883 1962) Bohr atom modelini ortaya attı ve elektronların belli yörüngelerde bulunabildiğini ve bunun plank sabiti ile ilgili olduğunu ifade etti.

 

Bir Atomun çapı santimetrenin 1/10.000.000 u kadardır.
(Bu çap elektron bulutunu da içermektedir. Çekirdeğe kadar yaklaşıldığında Atom çapı 10
-13 cm'ye kadar küçülür. Elektronlar ile çekirdek arasında oldukça fazla bir mesafe vardır, eğer elektronlar ile çekirdek arasındaki uzaklık kaldırılabilse, bir gezegen kadar maddeyi bir nohut kadar yapabilmek mümkün olacaktır.)

 

Atom’un oluşum mekanizmalarında rol oynayan ve daha başka maddeler tarafından yapılmayan temel parçacıklara elementer parçacıklar adı verilir ve elementer parçacıklar iki ana başlık altında toplanırlar.

  1. Leptonlar
  2. Kuarklar

Temel Parçacıklar

Leptonlar ve kuarklar şimdiki bilgilere göre elementer parçacıklardır. Yani, kendilerini oluşturan başka parçacıklardan yapılmamışlardır. Leptonlar içinde hepimizin yakından tanıdığı ‘Elektron’ vardır. Elektron şimdilik başka parçacıklardan yapılmamış olarak kabul edilmektedir. Leptonların spini (dönüş) ½ ve elektrik yükleri -1 veya 0 dır. Yunanca lepton 
hafif parçacık anlamına gelmektedir.

Elementer parçacıklar içinde adını James Joyce’dan alan parçacıklar Kuarklardır. Kuarklarda spin ½  ve elektrik yükleri 2/3 veya -1/3 olan parçacıklardır. Şimdilik bilinen 6 kuark vardır.

Çekirdek Nükleon adı verilen proton ve nötrondan meydana gelmiştir. Elektron ve çekirdek, içindeki Nötron ile Proton kararlı parçacıklardır. Çekirdeği ilgilendiren parçacıklar ailesi iki kısımdır.

1.      Baryonlar 

2.      Mezonlar

Baryonlar ağır parçacıklardır, mezonlar orta ağır parçacıklardır. Baryonlar ve Mezonların hepsine Hadronlar adı verilir. Yunanca kuvvetli parçacık anlamındadır.

Kuark kuramına göre Baryonlar 3 kuarktan, Mezonlar ise bir kuark ve bir antikuarktan oluşmuşlardır.

Nötron UDD kuarklarından, Proton ise UUD kuarklarından meydana gelmiştir.
Elektrik yükleri hesaplandığında 2/3-1/3-1/3=0 yani yüksüz Nötron ve 2/3+2/3-1/3 = 1 yüklü Proton olduğu görülür.

 

Hadronlar

Bir atom çekirdeğini oluşturan Hadronlar, Kuarklardan yapılmışlardır ve aradaki mezon alışverişi ile kararlı parçacıklar ortaya çıkar. Bu olay esnasında ki kuvvet güçlü  etkileşimdir ve çekirdeği parçalanmadan tutar. Bu olgu ilk kez H. Yukova tarafından ortaya konulmuştur ve bu olayda en çok rol oynayan mezon pi mezondur. Ortalıkta fazla görülmeyen bu maddelerin ömrü çok kısadır. Yüklü pi mezon 10-8 sn yaşar.

Bir atom çekirdeğinin her zaman kararlı olmadığını biliniyor, kararsız atom çekirdeklerinde, çekirdek  parçalanması olur bunu sağlayan zayıf etkileşimdir.

Doğada var olan ve şimdilik bilinen 4 temel kuvvetin bağlantı kuantasına Gluon adı verilir.

Spinler göz önüne alındığında parçacıklar iki kısma ayrılırlar.

  1. Fermionlar ( Enrico Fermi den)
  2. Bozonlar ( M. K. Bose dan )

Fermi istatistiklerine uyan parçacıklar aynı anda aynı konumda olamazlar (elektron gibi).

Bose istatistikklerine uyanlar ise aynı anda konumda olabilirler (foton dolayısı ile lazer gibi).

Tüm bahsedilen parçacıkların bir antiparçacığın da olduğunu, ki buna antimadde deniliyor, unutmamakta fayda var. En çok bilinen örnek Pozitron yani antielektrondur.  "Peki ortalıkta antimadde niye görülmüyor?" diyorsanız sebebi; madde ile antimadde karşılaştığında, ortaya enerji çıkmasıdır.

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Radyoaktif Bozunmalar

13/4/2007 · Kategori: Radyoaktivite

    
Kararsız elementlerin çekirdekleri kendiliğinden ışın yayınlayarak daha kararlı çekirdeklere dönüşürler. Böyle maddelere ışıma yapabilen "radyoaktif" maddeler denir.

      Maddeler üç bölümde incelenir ise;

  1. I. bölge:   atom numarası 20 den küçük ve n/p > 1 olanlar beta ışıması yaparlar.
  2. II. bölge:  atom numarası 20 ile 83 arasında olup 1 < n/p < 1,5 olanlar kararlı çekirdeklerdir.
  3. III. bölge: atom numarası 83'ten büyük olanlardır. kararsızlardır ve alfa ışıması yaparlar.   

      Radyoaktif maddelerin tüm bileşikleri de radyoaktiftir. Proton sayısı, nötron sayısı ya da ikisinin toplamı 2,8,20,28,50,82,126 ise çekirdekleri daha kararlıdır. Bu sayılara sihirli sayılar denir. Kararlı çekirdeklerin çoğunda proton ve nötron sayılarının çift olduğu görülür, çok azı tektir...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Radyoaktivite

13/4/2007 · Kategori: Radyoaktivite

     

Atom çekirdeğindeki temel parçacıklar proton ve nötronlardır. Bunlar hariç çekirdekte bulunan otuzbeşe yakın tanecik vardır. Bunların ömürleri kısa ve kararsızlardır. Atom çekirdeğinde protonların birbirini itmesini dengeleyen ve onları bir arada tutan çekim kuvvetine çekirdek kuvvet denir.

     

Bir atomun kütlesi ile nükleonlarının kütleleri arasındaki farka karşılık gelen enerjiye bağlanma enerjisi denir. Tanecik başına düşen bağlanma enerjisi büyük olanlar kararlı, küçük olanlar kararsızdır. Kütle numarası 60 civarı olanlar en kararlılardır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Elektromanyetik Kuvvet

10/4/2007 · Kategori: Kuvvetler

         

Elektrik kuvveti, yüklü iki parçacığın birbirini ittiği ya da birbirini çektiği kuvvettir. Manyetik kuvvet, elektrik yüklü bir parçacığın manyetik alandan geçerken üzerine etki eden kuvvettir. Bir manyetik alan, bir sarmalın sarımlarında dolaşan elektron örneğinde olduğu gibi, elektrik yüklü parçacıklar hareket ettiğinde ortaya çıkar.
         

Elektrik kuvveti ve manyetik kuvvet birbiriyle ilişkilidir. James Clerk Maxwell. 1873de. elektrik ve manyetik kuvvet alanlanrnn uydugu eksiksiz denklemler bulmayı başardı ve böylece günümüzde elektromanyetizma denilen bir "birleşik teori”yi elde etmiş oldu.
Elektroınanyetik kuvvetin temel parçacıklara etki ederken gösterdiği özellikler şu şekilde sıralanabilir.

  1. Kuvvet, elektrik yükü dediğimiz şey üzerine evrensel bir şekilde etki eder.
  2. Kuvvet çok büyü bir ınenzile sahiptir.
  3. Kuvvet oldukça zayıftır.
  4. Bu kuvvetin taşıyıcısı, durgun kütlesi sıfır, spini 1 olan ve foton denilen bir parçacıktır. Fotonun kendisinin elektrik yükü yoktur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bohr Atom Modeli

10/4/2007 · Kategori: Atom Modelleri


Bohr teorisinin varsayımları şunlardır:

1) Elektron, protonun etrafında Coulomb (+ yükün – yükü çekmesi) çekim kuvvetinin etkisi altında, dairesel bir yörüngede hareket eder.


2) Elektron atom etrafında belirli yörüngelerde bulunur. Bu yörüngeler çeşitli enerji seviyelerdir. Bir üst yörüngeye geçmek için enerjiye ihtiyaç duyulur, alt seviyeye geçmek için de dışarıya enerji verilir.


3) Elektron ancak, enerjisi E1 olan kararlı bir durumdan, daha düşük enerjili bir E2 durumuna geçiş yaptığında enerji farkıyla orantılı bir enerji yayınlar.


 

Bohr’un teorisi,  hidrojen atomunda  ve hidrojene benzeyen bir kez iyonlaşmış iyon ile iki kez iyonlaşmış lityum gibi iyonlarda başarıyla uygulandı. Bununla birlikte, teori daha karmaşık atomların ve iyonların spektrumlarını doğru olarak tanımlayamazdı. Atomik sistemlerin yeni mekaniğine doğru ilk cesur adım, 1923 yılında Louis Victor De Broglie tarafından atıldı. De Broglie, doktora tezinde, fotonların dalga ve tanecik özelliklerine sahip olmalarından dolayı, belki bütün madde biçimlerinin tanecik özellikleri olduğu kadar, dalga özelliklerine de sahip olacakları tezini ileri sürdü. O zaman için hiçbir deneysel doğrulanması olmayan bu öneri, oldukça büyük, devrimci bir düşünce idi. De Broglie’ye göre elektronlar, hem tanecik hem dalga olarak ikili bir doğaya sahiptirler. Her elektrona, ona uzayda yol gösteren veya “yörünge çizen” bir dalga eşlik ediyordu. De Broglie bu savı ile 1929 yılında Nobel ödülü aldı.

 

Schrödinger, 1926 yılında “Schrödinger Dalga Denklemi” olarak izah ettiği elektron dalgalarını eski fizikçilerin aşina olduğu su ve ses dalgalarının denklemleri gibi matematiksel bir denklemle ifade etti. Bu nedenle Schrödinger’in dalga mekaniği, Max Planck ve de Broglie gibi fizikçiler tarafından hüsn-ü kabul gördü. Schrödinger, Kuantumun dışladığı neden-sonuç bağını  dalga denklemi yardımıyla ortadan güya kaldırıyordu. Ona göre elektronların bir durumdan bir başka duruma ani değişimlerinin sebebini. Elektron geçişlerini bir keman telinin titreşimleri gibi, bir notadan diğerine geçiş olarak yorumladı.Paul Adrian Maurica Dirac (1902-1984),1926’ da özel rölativite kavramlarından yararlanarak. Schröndinger dalga denklemini değişik biçimde ortaya koydu. Dirac’ın fiziğe ikinci önemli katkısı, 1928’de özel rölativite teorisini kuantum mekaniği ile uyuşturması olmuştur.

 

1927’de , Werner Heisenberg (1901-1976) ilk kez bir parçacığın konumunu ve momentumunu aynı anda son derece doğrulukla belirlemenin olanaksız olacağını öne sürdü. Bu demektir ki, bir parçacığın tam konumunu ve tam momentumunu aynı anda ölçmek fiziksel olarak olanaksızdır. Örneğin elektronu ele alalım. Çekirdek etrafında hızı en az, 10^10 cm/sn içinde tanımlanmalıdır. Aksi halde, atomun çekiminden kurtulup dışarıya fırlayacaktır. Bu, elektronun konumunda yaklaşık 10^-8cm.lik bir belirsizliğe denk gelir. Bu ise atomun toplam boyutudur. Elektron, atom etrafında o derece yayılmıştır ki, yörüngenin kalınlığı atomun yarı çapına eşit olur. Yani, elektron aynı anda çekirdeğin her tarafında bulunabilir. (Dünyanın, Güneşin hemen dibinden şimdiki yörüngesine kadar bütün alanlarda bulunma ihtimali gibi) Bu durum, “fiziksel olarak şu cisim çoğunlukla burada,ama kısmen  orada, ara sıra da uzakta...” gibi ifadelerin kullanılmasını gerektirir. Neticede, Kuantum fiziği tek ve kesin bir sonu değil, birtakım olası sonuçlar öngörür ve her birinin ne kadar mümkün olduğunu söyler.
Fizikçi Nick Herbert, dünyayı “sadece baktığımız zaman madde görüntüsü veren, aslında durmaksızın akan bir dalga çorbası” olarak ifade etmektedir. Midas’ın dokunduğu her şeyi altın yapan elleri gibi...

John Wheler “ Bizler sadece gözlemci değiliz, olanları anlatma hakkımız olduğu gibi, oluşturan da yine bizleriz.” der. Ve “ Olanlarla olacakları bizler gözlem aletlerimizle belirlemekteyiz” diyen Bohr’a hak verir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kuvvet

10/4/2007 · Kategori: Kuvvetler


- Skaler Büyüklük:     Bir sayı ve birimle tanımlanabilen büyüklüklere verilen addır.


-Vektörel Büyüklük:  Sayısal değri ve birimi yanında gönü, doğrultusu ve başlangıç noktası da olan büyüklüklere verilen addır.

 

Vektörlerin Özellikleri

  1. Vektörler birbirleri ile özel kurallar kullanılarak toplanılabilir ve çıkartılabilir.
  2. Dönme etkisi yapmayan vektörler özellikleri ve yönü değiştirilmeden paralel kaydırılbilir. Dönm etkisi yapanlar sadece oğrultusu üzerinde kaydırılabilir.
  3. Vektörlr skaler bir sayı ile çarpılıp bölünebilir.
  4. Vektörler birbirlerine bölünemezler.
  5. Vektörler birbirleri ile skaler çarpım ve vektörel çarpım olmak üzere iki şekilde çarpılabilirler.
  6. Büyüklükleri,doğrultuları ve yönleri aynı olan vektörler eşit vektörlerdir.
  7. Sadece yönleri faklı olan vektörler zıt (ters) vektörlerdir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::